sevgili blogum...
bu sabah yani sabah dediğim 11:30 civarları uykumdan uyandım, her zaman olduğu gibi daha uykunun mayhoşluğunu üzerimden atamadan bildiğim bütün küfürleri saymış olduğumu fark ettim.
ettiğim küfürler kafi gelmemiş olacak ki; yenilerini öğrenmek için tek göz kapalı seke seke bilgisayarımın power tuşuna bastım ve yine seke seke mutfağa seyirttim.
uyanmak adına ilk eylemimi gerçekleştirerek kahvemi hazırlamaya koyuldum...
ettiğim küfürlerin devamı olaraktan hazırladığım kahve ile sigaramı yakıp cam kenarına kuruldum...(bu gidişle ülser olmam yakındır ). kişisel ihtiyaçlarımı karşılamamı müteakiben 8-) hali hazırda power düğmesine basılmış olan bilgisayarımın başına geçtim.
mailler , bloglar falan derken küçük bir gezinti gerçekleştirdim...
saate baktım saat 12:39 du.
neden sonra blogumu ihmal ettiğim düşüncesine kapıldım ve bu yazıyı yazmaya karar verdim...
yazacak konu bulamadığımdan dolayı bomboş olan vatana yararlı hiçbir şeyin yapılamayacağı bu günümü bütün ayrıntılarıyla buraya aksttirmeye karar verdim.
yaklaşık 10 dakikadır yazıyorum şimdi bu yazıyı kaydediyorum ve boş günümün keyfini çıkartmaya ! devam ediyorum.
keyfime göre ilerleyen saatlerde ekleme yapabilirim...
saat 12:54 olmuş.
günün geri kalanında başka gol olmadığından takımlar sahadan birer puanla ayrıldılar...
7 Mayıs 2008 Çarşamba
4 Mayıs 2008 Pazar
yaz bunu yazamaz mısın :)
cuma gecesi taxi bardaydık leed guitarist majestic bilmemne ,
ismini yine unuttum onun davulcu arkadaşı ,sevgili born_to_rock sami ve onun arkadaşlarıyla...
aaa tesadüfe bakın bir baktık sahnede can güney,can ergenler bir davulcu ve bir de turkey börkın (bülbül sesli aslan ) dan oluşan Can Güney project sistemleri ltd şti...:)
mekanın ortamını şöyle kısaca bir aktarmam gerekirse ;
havalandırma yok servis yok , oturacak yer yok,sigara dumanı çok .
hem küçük bir mekan hem de içeride hoplayıp zıplayan koca dötlü gothik kızlar olunca biz de epey daraldık haliyle :)
neyse uzztmaya gerek yok adım bile atamadığımız mekanda can güney project in gevurca şarkılarını dinledik dinledik durduk .
zaten çoğu şarkıda ritimler kaçtı sololar yanlış atıldı falan filan...
onlar da fark ettiler galiba erken bitti konser.
ondan sonra daha önceden planladığımız gibi tophane ye inelim dedik bakalım ne var ne yok...
ama sami nin sabah toplantısı olduğundan kendisi bize katılamadı ve arkadaşlarıyla evinin yolunu tuttu, buradan kendisine hayırlı yolculuklar dileyip (adam şimdi dönmüştür bile ) en kısa zamanda dönmesini temenni ediyorum.
neyse ben, emre ve emrenin davulcusu (ismi hatırladım Atalay :) ) geleneksel besinimiz olan patsoyu mideye indirdikten sonra ufak bir kararsızlıktan sonra tophaneye beyoğlu nun arka sokaklarından yürüyerek inmeye karar verdik...
dötümüz uçbuçuk ata ata bildiğimiz bütün duaları içimizden söyleyerek nihayet tophaneye tek parça ulaştık :)
nargilemizi çayımızı söyledik sohbetimizi muhabbetimizi yaptık.
bol bol turkıy börkın ın kulaklarını çınlattık . tavlayı emre nin koltuğunun :) altına verdim.
iyi ki bir blogumuz var; emre bey bütün gece bunu da bloga yaz bunu da yazarsın bunu da yazarsın diye konuşup durdu.
al işte lan hepsini yazdım.
başın ğöge erdi mi :)
yok belki de arada yazamadığım olmuştur o kadar da olsun yani 8-)
neyse memonun maçının ilk devresini de izledikten ve ciğerlerimizi 5 saat nargile ile doldurduktan sonra nihayet sabah oldu .
geldiğimiz yoldan bu sefer İstiklal e geri döndük.
kahvaltı vs vs derken bizim aklı evvellerin aklına sabahın köründe stüdyoya girmek geldi.
daha önceden elimizde bulunan kartla stüdyo sahibi abiyi telefonla taciz edip uyandırdık , gel lan biz stüdyoya giricez dedik.
allahtan adam sakin biri çıktı da küfür etmedi :)
neyse efendim adam evinden gelip stüdyoyu açtı sabahın köründe stüdyoya da girdik onu da yapmış olduk :)
daha sonra mı ?
sonrası yok evimize gittik yattık uyuduk
onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine ...
adı muallak olarak geçenler
turkey börkın : Burkan TÖRÜN
emrenin davulcusu : Atalay
ismini yine unuttum onun davulcu arkadaşı ,sevgili born_to_rock sami ve onun arkadaşlarıyla...
aaa tesadüfe bakın bir baktık sahnede can güney,can ergenler bir davulcu ve bir de turkey börkın (bülbül sesli aslan ) dan oluşan Can Güney project sistemleri ltd şti...:)
mekanın ortamını şöyle kısaca bir aktarmam gerekirse ;
havalandırma yok servis yok , oturacak yer yok,sigara dumanı çok .
hem küçük bir mekan hem de içeride hoplayıp zıplayan koca dötlü gothik kızlar olunca biz de epey daraldık haliyle :)
neyse uzztmaya gerek yok adım bile atamadığımız mekanda can güney project in gevurca şarkılarını dinledik dinledik durduk .
zaten çoğu şarkıda ritimler kaçtı sololar yanlış atıldı falan filan...
onlar da fark ettiler galiba erken bitti konser.
ondan sonra daha önceden planladığımız gibi tophane ye inelim dedik bakalım ne var ne yok...
ama sami nin sabah toplantısı olduğundan kendisi bize katılamadı ve arkadaşlarıyla evinin yolunu tuttu, buradan kendisine hayırlı yolculuklar dileyip (adam şimdi dönmüştür bile ) en kısa zamanda dönmesini temenni ediyorum.
neyse ben, emre ve emrenin davulcusu (ismi hatırladım Atalay :) ) geleneksel besinimiz olan patsoyu mideye indirdikten sonra ufak bir kararsızlıktan sonra tophaneye beyoğlu nun arka sokaklarından yürüyerek inmeye karar verdik...
dötümüz uçbuçuk ata ata bildiğimiz bütün duaları içimizden söyleyerek nihayet tophaneye tek parça ulaştık :)
nargilemizi çayımızı söyledik sohbetimizi muhabbetimizi yaptık.
bol bol turkıy börkın ın kulaklarını çınlattık . tavlayı emre nin koltuğunun :) altına verdim.
iyi ki bir blogumuz var; emre bey bütün gece bunu da bloga yaz bunu da yazarsın bunu da yazarsın diye konuşup durdu.
al işte lan hepsini yazdım.
başın ğöge erdi mi :)
yok belki de arada yazamadığım olmuştur o kadar da olsun yani 8-)
neyse memonun maçının ilk devresini de izledikten ve ciğerlerimizi 5 saat nargile ile doldurduktan sonra nihayet sabah oldu .
geldiğimiz yoldan bu sefer İstiklal e geri döndük.
kahvaltı vs vs derken bizim aklı evvellerin aklına sabahın köründe stüdyoya girmek geldi.
daha önceden elimizde bulunan kartla stüdyo sahibi abiyi telefonla taciz edip uyandırdık , gel lan biz stüdyoya giricez dedik.
allahtan adam sakin biri çıktı da küfür etmedi :)
neyse efendim adam evinden gelip stüdyoyu açtı sabahın köründe stüdyoya da girdik onu da yapmış olduk :)
daha sonra mı ?
sonrası yok evimize gittik yattık uyuduk
onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine ...
adı muallak olarak geçenler
turkey börkın : Burkan TÖRÜN
emrenin davulcusu : Atalay
28 Nisan 2008 Pazartesi
şampiyonluk nağmeleri inletiyor sami yen i
takımımı çok seviyorum hatta hayatta en çok sevdiğim beş şeyden biridir Galatasaray ım .
hani bir marş ta diyorlar ya ;
yensek yenilsek kalbim hep senle... diye aynen öyle işte.
kazandığımız zamanlarda daha çok sevdiğimi söylememe gerek yoktur umarım :)
her neyse bütün zor şartlara ve handikaplara rağmen fenerbahçe yi yenip liderlik koltuğuna oturan takımımı tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.
teşekkürler GALATASARAY (h)
galatasaraylı futbolcular 90 dakika üst düzey mücadele ettiler. (cevat güler, burak dilmen)galatasaraylı futbolcular tek pas yapıp, 2'ye 1 deneyerek disiplinden hiç kopmadılar. (karl heinz feldkamp)
galatasaraylı futbolcular önde oldukları dakikalarda bile hücumu düşünüp, zevk verdiler. (eric gerets)
galatasaraylı futbolcular fenerbahçe'nin yenilmez olmadığına yürekten inanıyorlardı.
(gheorghe hagi)
galatasaraylı futbolcular yenilmenin kolay, yenmenin olay olduğunu iyi biliyorlardı. (fatih terim)galatasaraylı futbolcular zafer yolunda yıldızlara ihtiyaçları olmadığının farkındalardı. (mircea lucescu)
galatasaraylı futbolcular o formanın ruhunda bir ulubatlı olduğunu iyi hissediyorlardı. (graeme souness)
galatasaraylı futbolcular hedefe yürürken asla pes edilmemesi gerektiğini öğrenmişlerdi. (reinhard saftig)
galatasaraylı futbolcular emanete asla hıyanet etmezlerdi, edemezlerdi. (rainer hollmann)galatasaraylı futbolcular öğrenmenin seviyesi olmadığını içimize işlediler. (karl heinz feldkamp)galatasaraylı futbolcular başarmak için yeri geldiğinde sil-baştan yapmaya alışıklardı. (mustafa denizli)
galatasaraylı futbolcular hezimetlerin, zafer müjdecisi olduğunu zaten görüyorlardı. (sigfried held)
galatasaraylı futbolcular avrupa fatihi unvanını kopenhag'da almamışlardı. (mustafa denizli)galatasaraylı futbolcular ömürleri yettiği sürece hep sıfırdan başlayacaklardı. (jupp derwall)galatasaraylı futbolcular asli görevlerinin 'yabancıları' yenmek olduğunu anlıyorlardı. (ali sami yen)
galatasaraylı futbolcular yoktan var etmeyi hayat felsefesi edinmişlerdi. (büyük galatasaray taraftarı)
dip not : yazının 2. parafı ekşi sözlükten (ç)alıntıdır.
hani bir marş ta diyorlar ya ;
yensek yenilsek kalbim hep senle... diye aynen öyle işte.
kazandığımız zamanlarda daha çok sevdiğimi söylememe gerek yoktur umarım :)
her neyse bütün zor şartlara ve handikaplara rağmen fenerbahçe yi yenip liderlik koltuğuna oturan takımımı tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.
teşekkürler GALATASARAY (h)
galatasaraylı futbolcular 90 dakika üst düzey mücadele ettiler. (cevat güler, burak dilmen)galatasaraylı futbolcular tek pas yapıp, 2'ye 1 deneyerek disiplinden hiç kopmadılar. (karl heinz feldkamp)
galatasaraylı futbolcular önde oldukları dakikalarda bile hücumu düşünüp, zevk verdiler. (eric gerets)
galatasaraylı futbolcular fenerbahçe'nin yenilmez olmadığına yürekten inanıyorlardı.
(gheorghe hagi)
galatasaraylı futbolcular yenilmenin kolay, yenmenin olay olduğunu iyi biliyorlardı. (fatih terim)galatasaraylı futbolcular zafer yolunda yıldızlara ihtiyaçları olmadığının farkındalardı. (mircea lucescu)
galatasaraylı futbolcular o formanın ruhunda bir ulubatlı olduğunu iyi hissediyorlardı. (graeme souness)
galatasaraylı futbolcular hedefe yürürken asla pes edilmemesi gerektiğini öğrenmişlerdi. (reinhard saftig)
galatasaraylı futbolcular emanete asla hıyanet etmezlerdi, edemezlerdi. (rainer hollmann)galatasaraylı futbolcular öğrenmenin seviyesi olmadığını içimize işlediler. (karl heinz feldkamp)galatasaraylı futbolcular başarmak için yeri geldiğinde sil-baştan yapmaya alışıklardı. (mustafa denizli)
galatasaraylı futbolcular hezimetlerin, zafer müjdecisi olduğunu zaten görüyorlardı. (sigfried held)
galatasaraylı futbolcular avrupa fatihi unvanını kopenhag'da almamışlardı. (mustafa denizli)galatasaraylı futbolcular ömürleri yettiği sürece hep sıfırdan başlayacaklardı. (jupp derwall)galatasaraylı futbolcular asli görevlerinin 'yabancıları' yenmek olduğunu anlıyorlardı. (ali sami yen)
galatasaraylı futbolcular yoktan var etmeyi hayat felsefesi edinmişlerdi. (büyük galatasaray taraftarı)
dip not : yazının 2. parafı ekşi sözlükten (ç)alıntıdır.
27 Nisan 2008 Pazar
keyfini çıkartın
heyecanlı bir akşam olacak...
bu akşam dünyanın 1 numaralı derbisi oynanacak.
gazozuna bile oynansa; bana göre dünyanın en zevkli futbol maçı olan bu derbinin ligin bitimine 3 hafta kala kazanana şampiyonluğu getirecek bir atmosferde oynanacak olması yaşayacağımız heyacanı da yükseltiyor.
tabi ki kendi takımımın kazanmasını daha çok istemekle beraber "iyi oynayan ve hakeden kazansın" diyorum.
unutmayalım ki bu heyecan bu şölen hepimizin
keyfini çıkartalım...
bu akşam dünyanın 1 numaralı derbisi oynanacak.
gazozuna bile oynansa; bana göre dünyanın en zevkli futbol maçı olan bu derbinin ligin bitimine 3 hafta kala kazanana şampiyonluğu getirecek bir atmosferde oynanacak olması yaşayacağımız heyacanı da yükseltiyor.
tabi ki kendi takımımın kazanmasını daha çok istemekle beraber "iyi oynayan ve hakeden kazansın" diyorum.
unutmayalım ki bu heyecan bu şölen hepimizin
keyfini çıkartalım...
26 Nisan 2008 Cumartesi
türkçe biliyoğ muusunuz ? {spoiler for Lost }
şurda dimağımızın tadıyla izlediğimiz kaç tane dizi var ki...
düşünüp düşünüp bir ya da iki cevabını verebiliriz muhtemelen.
bu dizilerin başında da Lost geliyor tabi ki...
Lost yaklaşık bir aylık kısa (daha uzunlarını da gördük :S )bir aradan sonra yayınlanan 9. bölümü ile geri döndü .
bir döndü pir döndü Lostumuz.
daha bölüm bitmeden tamam dedim bu benim izlediğim en iyi bölümlerden birisi.
pek kimselerin sevmediği ama benim nedense diziye ilk girdiği günden itibaren severek izlediğim Benjamin Linus odaklı bir bölüm oldu ,gördük ki benjamin amcamız zamanda yolculuk vari geziler yapabiliyormuş.
senaristlerin ısrarla söyledikleri ;bütün sırlar sezon 1 bölüm 1 de saklı sözleri aklıma geldi birden benjamin amcamı çölde kutup ayısı tarzında uyandığında.ağzından da dumanlar çıkıyordu bunu da fark etmedim sanmayın.
ilk bölümde jack in adada uyandığı sahne ile neredeyse bire bir kopya gibiydi bu sahne,
jack de aynı benjamin gibi bir şok ile uyanmıştı ve birden elini omzundaki yaraya götürmüştü aynı benjamin amcamın yaptığı gibi; bu olay da jack in zaman yolculuğu yaptığını kanıtlayabilir nitelikte.
Benjamin in ne kadar zeki çevik ve ahlaklı olduğunu gördük bu bölümde...
bu kanıya nerden mi vardım açıklayayım;
tüğrkçe biliyoğ musunuz tarzı ifadeleri (tunusun hala osmanlı imapatorluğunun toprağı olduğunu sandı galiba garibim), elindeki sopaya benzeyen şey ile iki tane otomatik tüfekli adamı haklaması ve teslim oluyorum diyen adamı öldürmeyip bayıltmasından...
ayrıca benjamin amcamızın "black smoke kullanma kılavuzu" varmış ta bizim şimdiye kadar haberimiz yokmuş sayın okuyucular...
üst üste açılan 8 kapının ardından benjamin amca black smoke kullanma kılavuzunu buldu da bizde rahata erdik.
ayrıca benjamin in allahsız fabrikatör zalim baba charles widmore ile aralarında bazı kurallar varmış bunu da öğrenmiş olduk..
bunlar eskiden kankaydı galiba sonradan işin içine ada falan girdi araları bozuldu.
neyse ya bu yazı epey benjamin linus odaklı oldu sanki.
neden oldu bende bilmiyorum.
aman ya blog benim değil mi nasıl istersem öyle olur :)
neyse son olarak allah kimseyi lostsuz bırakmasın diyorum ve iyi hafta sonlar diliyorum...
düşünüp düşünüp bir ya da iki cevabını verebiliriz muhtemelen.
bu dizilerin başında da Lost geliyor tabi ki...
Lost yaklaşık bir aylık kısa (daha uzunlarını da gördük :S )bir aradan sonra yayınlanan 9. bölümü ile geri döndü .
bir döndü pir döndü Lostumuz.
daha bölüm bitmeden tamam dedim bu benim izlediğim en iyi bölümlerden birisi.
pek kimselerin sevmediği ama benim nedense diziye ilk girdiği günden itibaren severek izlediğim Benjamin Linus odaklı bir bölüm oldu ,gördük ki benjamin amcamız zamanda yolculuk vari geziler yapabiliyormuş.
senaristlerin ısrarla söyledikleri ;bütün sırlar sezon 1 bölüm 1 de saklı sözleri aklıma geldi birden benjamin amcamı çölde kutup ayısı tarzında uyandığında.ağzından da dumanlar çıkıyordu bunu da fark etmedim sanmayın.
ilk bölümde jack in adada uyandığı sahne ile neredeyse bire bir kopya gibiydi bu sahne,
jack de aynı benjamin gibi bir şok ile uyanmıştı ve birden elini omzundaki yaraya götürmüştü aynı benjamin amcamın yaptığı gibi; bu olay da jack in zaman yolculuğu yaptığını kanıtlayabilir nitelikte.
Benjamin in ne kadar zeki çevik ve ahlaklı olduğunu gördük bu bölümde...
bu kanıya nerden mi vardım açıklayayım;
tüğrkçe biliyoğ musunuz tarzı ifadeleri (tunusun hala osmanlı imapatorluğunun toprağı olduğunu sandı galiba garibim), elindeki sopaya benzeyen şey ile iki tane otomatik tüfekli adamı haklaması ve teslim oluyorum diyen adamı öldürmeyip bayıltmasından...
ayrıca benjamin amcamızın "black smoke kullanma kılavuzu" varmış ta bizim şimdiye kadar haberimiz yokmuş sayın okuyucular...
üst üste açılan 8 kapının ardından benjamin amca black smoke kullanma kılavuzunu buldu da bizde rahata erdik.
ayrıca benjamin in allahsız fabrikatör zalim baba charles widmore ile aralarında bazı kurallar varmış bunu da öğrenmiş olduk..
bunlar eskiden kankaydı galiba sonradan işin içine ada falan girdi araları bozuldu.
neyse ya bu yazı epey benjamin linus odaklı oldu sanki.
neden oldu bende bilmiyorum.
aman ya blog benim değil mi nasıl istersem öyle olur :)
neyse son olarak allah kimseyi lostsuz bırakmasın diyorum ve iyi hafta sonlar diliyorum...
22 Nisan 2008 Salı
sen
şu müzik denen olay ne kadar ilginç birşey di mi canlar ,aklınıza geldik gelmedik her türlü konu veya zamazingo için şarkı yazabiliyorsunuz ve Türkçemiz ne kadar esnek bir dil ; kelimeleri ,cümleleri kendi kafanıza göre yorumlayıp başka başka anlamlar çıkarabiliyorsunuz bir yazıyı şiiri veya şarkıyı okurken.
hoş bu olay algıda seçicilik işte ! diyerek geçiştirilebilir ama neyse... bizim konumuz bu değil :)
seksenli yılların sonu doksanlı yılların başlarında ülkemizde yerli iron maiden olarak bilinen dört elemandan oluşan bir heavy metal grubumuz vardı hadi adını da söyliyim de kafalarda soru işareti kalmasın, Dr. Skull
şimdilerde belki de torun torba sahibi olmuş olma ihtimalleri yüksek bu amcalar vakt-i zamanında "sen" adlı bir şarkı tıngırdatıyorlarmış. Şarkının sözlerine şöyle bir baktığımızda ;
vay be ne güzel yazmış adamlar aşk bu işte kardeşim aşk bu diye düşünüyorsunuz.
hatta neredeyse imkansız olsa bile bir yerlerde bu şarkıyı duyma olayınız olursa epey duygulanıyorsunuz buram buram "aşk" koktuğunu hissedebiliyorsunuz.
ama şarkının sonuna geldiğinizde kazın ayağının hiç te sandığınız gibi olmadığını anlıyorsunuz :)
buram buram kokan şeyin aşk değil de ........ başka birşey olduğu ortaya çıkıyor.
neyse ben lafı çok uzattım sadede geleyim sizler için şarkının sözlerini buldum ve paylaşmak istedim sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.
şarkının sonunda yüzünde tebessüm oluşmayandan para almıyoruz :)
buyrun Dr Skull ve Sen...
ayrılmadan önce son kez baktım sana
hala gururlu ve hala sıcaktın
nereye gitsem hep senin kokun
her taşın altinda sen vardın
herkesin icinde bir parca sen
ipin ucu kaçinca sen çikardın
kimi yedi seni kimi sakladı
kimi beyaza boyayıp akladı
kimi yoluna yok oldu bitti
kimi kaçırdı seni, agladı
aniden geldi içime bir sancı gibi
bir gün akan sularla kaybolup gittin
kıvrandım durdum günlerce yoksun diye
ve aniden yolumun üstünde bittin
biliyorum yine geleceksin
ve ben aynı şeyleri yapacagım
pişman degilim bu anlar için
her gün seni anacağım
ayrılmadan önce son kez baktım sana
hala gururlu ve hala sıcaktın
daha söylesem bilirim dinleyecektin
ama ben yine de sifonu cektim .
yoğun istek üzerine dev hizmetimiz dr. skull un sen şarkısı burada...
http://uploaded.to/?id=56k0bi
sonunda burayıda kendimize benzettik illegal yaptık :)
hoş bu olay algıda seçicilik işte ! diyerek geçiştirilebilir ama neyse... bizim konumuz bu değil :)
seksenli yılların sonu doksanlı yılların başlarında ülkemizde yerli iron maiden olarak bilinen dört elemandan oluşan bir heavy metal grubumuz vardı hadi adını da söyliyim de kafalarda soru işareti kalmasın, Dr. Skull
şimdilerde belki de torun torba sahibi olmuş olma ihtimalleri yüksek bu amcalar vakt-i zamanında "sen" adlı bir şarkı tıngırdatıyorlarmış. Şarkının sözlerine şöyle bir baktığımızda ;
vay be ne güzel yazmış adamlar aşk bu işte kardeşim aşk bu diye düşünüyorsunuz.
hatta neredeyse imkansız olsa bile bir yerlerde bu şarkıyı duyma olayınız olursa epey duygulanıyorsunuz buram buram "aşk" koktuğunu hissedebiliyorsunuz.
ama şarkının sonuna geldiğinizde kazın ayağının hiç te sandığınız gibi olmadığını anlıyorsunuz :)
buram buram kokan şeyin aşk değil de ........ başka birşey olduğu ortaya çıkıyor.
neyse ben lafı çok uzattım sadede geleyim sizler için şarkının sözlerini buldum ve paylaşmak istedim sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.
şarkının sonunda yüzünde tebessüm oluşmayandan para almıyoruz :)
buyrun Dr Skull ve Sen...
ayrılmadan önce son kez baktım sana
hala gururlu ve hala sıcaktın
nereye gitsem hep senin kokun
her taşın altinda sen vardın
herkesin icinde bir parca sen
ipin ucu kaçinca sen çikardın
kimi yedi seni kimi sakladı
kimi beyaza boyayıp akladı
kimi yoluna yok oldu bitti
kimi kaçırdı seni, agladı
aniden geldi içime bir sancı gibi
bir gün akan sularla kaybolup gittin
kıvrandım durdum günlerce yoksun diye
ve aniden yolumun üstünde bittin
biliyorum yine geleceksin
ve ben aynı şeyleri yapacagım
pişman degilim bu anlar için
her gün seni anacağım
ayrılmadan önce son kez baktım sana
hala gururlu ve hala sıcaktın
daha söylesem bilirim dinleyecektin
ama ben yine de sifonu cektim .
yoğun istek üzerine dev hizmetimiz dr. skull un sen şarkısı burada...
http://uploaded.to/?id=56k0bi
sonunda burayıda kendimize benzettik illegal yaptık :)
beyhude....{postmodern şiir denemeleri 2 }
Zar attık hayata
Düşeş geldi
Düş
Eş
Kazandık sandık
Düştük durduk bunca yıl çok kere
Eştik durduk defalarca
Aradık ama bulamadık nafile
Bulamadığımız yetmedi
Bir de umduğumuzu unuttuk üstüne…
Yazdık birkaç satır, çizdik gaf ile
Boş yere miydi bu kavga sormadık bir kere
Korktuk hatıralardan saklandık bir yere …
Ağlayacak bir şey yok, bu yaşlar beyhude
Nasıl olsa devam eder bu kavga
Bitmez ah ile
Sızlanmaya gerek yok bu azap sen çekesin diye
Nasıl olsa öleceğiz
Göz göre göre.
Düşeş geldi
Düş
Eş
Kazandık sandık
Düştük durduk bunca yıl çok kere
Eştik durduk defalarca
Aradık ama bulamadık nafile
Bulamadığımız yetmedi
Bir de umduğumuzu unuttuk üstüne…
Yazdık birkaç satır, çizdik gaf ile
Boş yere miydi bu kavga sormadık bir kere
Korktuk hatıralardan saklandık bir yere …
Ağlayacak bir şey yok, bu yaşlar beyhude
Nasıl olsa devam eder bu kavga
Bitmez ah ile
Sızlanmaya gerek yok bu azap sen çekesin diye
Nasıl olsa öleceğiz
Göz göre göre.
21 Nisan 2008 Pazartesi
postmodern şiir denemeleri...
soğuk...
karşımda soğukluk....
kıyı kenar....
asil çöplerle dolu....
asıl hikayeler arka raflarda....
karşılaşmalar....
"merhaba" dedi biri....
"hastayım" dedi diğeri....
karşılaşmalar 2....
"merhaba" dedi biri....
"öldü" dedi diğeri....
karşılaşmalar 3....
"merhaba" dedi biri....
"o yoktu zaten" dedi diğeri....
rüya.....
elindeki bıçakla yalnızlığını doğruyordu kadın.....
rüya 2....
uyanamıyordu kan revan içindeki durumdan....
soğuk....
hasta fanteziler....
yazgı bir film....
yabancı bir "kadın"...
bir suç....
işlemediği....
sahiplendiği....
red etmediği....
bir oda....
içinde....
içinin de içinde....
matruşka gibi.....
iç içe içlikler....
en bitiminde bir oda....
oda da kendi.....
bir hikaye....
başka bir hikaye....
başka daha başka....
hikayeler....
çıldırma.....
çıkılmaz bir oda....
replikler....
"ne olmuş"....
"bilmiyorum"...
"konuştu mu hiç"....
"hayır"....
"şimdi nerede"....
"içinde".... "......."....
"kendini içine hapsetmiş"....
bu; ne mi.....
adını sen koy .
karşımda soğukluk....
kıyı kenar....
asil çöplerle dolu....
asıl hikayeler arka raflarda....
karşılaşmalar....
"merhaba" dedi biri....
"hastayım" dedi diğeri....
karşılaşmalar 2....
"merhaba" dedi biri....
"öldü" dedi diğeri....
karşılaşmalar 3....
"merhaba" dedi biri....
"o yoktu zaten" dedi diğeri....
rüya.....
elindeki bıçakla yalnızlığını doğruyordu kadın.....
rüya 2....
uyanamıyordu kan revan içindeki durumdan....
soğuk....
hasta fanteziler....
yazgı bir film....
yabancı bir "kadın"...
bir suç....
işlemediği....
sahiplendiği....
red etmediği....
bir oda....
içinde....
içinin de içinde....
matruşka gibi.....
iç içe içlikler....
en bitiminde bir oda....
oda da kendi.....
bir hikaye....
başka bir hikaye....
başka daha başka....
hikayeler....
çıldırma.....
çıkılmaz bir oda....
replikler....
"ne olmuş"....
"bilmiyorum"...
"konuştu mu hiç"....
"hayır"....
"şimdi nerede"....
"içinde".... "......."....
"kendini içine hapsetmiş"....
bu; ne mi.....
adını sen koy .
film
vakit geceyarısını geçkin
yine bitiyor bir gerçek,hayallere hazırlık zamanı...
her zaman görmek istedigim bir rüyasın yine sen.
başrolde sen yan rolde sen ...her rolde sen.
belki bir saniye süren ama hissiyata bir ömür eşlik eden
bir film olmanı istiyorum ben rüyalarımda gösterilen.
tek kişilik gösterimlerime hizmet eden.
tek kişilik seanslarda bir ömür boyu rekora giden...
yine bitiyor bir gerçek,hayallere hazırlık zamanı...
her zaman görmek istedigim bir rüyasın yine sen.
başrolde sen yan rolde sen ...her rolde sen.
belki bir saniye süren ama hissiyata bir ömür eşlik eden
bir film olmanı istiyorum ben rüyalarımda gösterilen.
tek kişilik gösterimlerime hizmet eden.
tek kişilik seanslarda bir ömür boyu rekora giden...
20 Nisan 2008 Pazar
bir yaz gecesi ütopyası
sıcak bir yaz gecesiydi
aylardan ağustos mevsimlerden aşktı.
gürültülü bir sessizlik ortamaya eşlik ediyordu
bir ses!
bir ses geldi içimden, bir ses geldi dalgaların taa kalbinden
dedi ki gel buraya, gittim...
sahil boştu sahil sessizdi sahil kimsesizdi,benim gibiydi işte!
uzanıp kumlara kapadım gözlerimi.
aklımdan ve kalbimden aynı sözler geçiyordu
"yansın geceler vursun sabaha dönsün rüzgar durgun sulara yansın bu deniz her yer yakamoz
dön gel bir sabah sensiz olmuyor"
sonra o geldi
gecenin köründe ölüme götüren bir azrail gibi
aynı zamanda yüzümü okşayacak bir melek gibi.
o zamana kadar hiç yapmadıgım birşeyi yaptım
soru sordum ona. beni almaya mı geldin?
cevap vermedi,yüzünde bir cansız manken ifadesi bile yoktu.
bekledim bekledim bekledim...
alaycı bir gülümse geldi yüzüne ve gitti!
don oldum,uyumadım,uyanamadım!
her gece aynı yerde uzanıp aynı şarkıyı dinledim.
unutmaya çalıştım unutamadım.
sonra birgün tesadüfen bir arkadaş ortamında gördüm onu
sen o değilmisin diye sordu?
yeni dogmuş bebek gibi ağlama geldi konuşamadım sadace evet manasında kafamı salladım.
umutlandım nede olsa umutsuzluk en büyük günahtı.
her gün aynı gözlügü taktım aynı hasırı sırtıma geçirdim aynı yolu yürüdüm aynı yere gittim.
aynı kahvede okey oynadım sırf onu görebilmek için.
her görüşümde yeniden sevdim yeniden umutlandım.
günler haftalar geçti ben makina olmaya başladım.
sonra bir gün "o" nu gördüm tekrar deniz kızını
bir ahtapot çevirmişti etrafını
kurtarmak istedim ama kurtulmak ister gibi br hali yoktu.
bakamadım konuşamadım içimdeki gürültüyü dışarıya vuramadım.
öldürdüm onu!
öldürdüm onu ve gömdüm içime.
bir yaz gecesi yaşam bulan ütopyamı hayali bir altın vuruşla yok ettim!
aylardan ağustos mevsimlerden aşktı.
gürültülü bir sessizlik ortamaya eşlik ediyordu
bir ses!
bir ses geldi içimden, bir ses geldi dalgaların taa kalbinden
dedi ki gel buraya, gittim...
sahil boştu sahil sessizdi sahil kimsesizdi,benim gibiydi işte!
uzanıp kumlara kapadım gözlerimi.
aklımdan ve kalbimden aynı sözler geçiyordu
"yansın geceler vursun sabaha dönsün rüzgar durgun sulara yansın bu deniz her yer yakamoz
dön gel bir sabah sensiz olmuyor"
sonra o geldi
gecenin köründe ölüme götüren bir azrail gibi
aynı zamanda yüzümü okşayacak bir melek gibi.
o zamana kadar hiç yapmadıgım birşeyi yaptım
soru sordum ona. beni almaya mı geldin?
cevap vermedi,yüzünde bir cansız manken ifadesi bile yoktu.
bekledim bekledim bekledim...
alaycı bir gülümse geldi yüzüne ve gitti!
don oldum,uyumadım,uyanamadım!
her gece aynı yerde uzanıp aynı şarkıyı dinledim.
unutmaya çalıştım unutamadım.
sonra birgün tesadüfen bir arkadaş ortamında gördüm onu
sen o değilmisin diye sordu?
yeni dogmuş bebek gibi ağlama geldi konuşamadım sadace evet manasında kafamı salladım.
umutlandım nede olsa umutsuzluk en büyük günahtı.
her gün aynı gözlügü taktım aynı hasırı sırtıma geçirdim aynı yolu yürüdüm aynı yere gittim.
aynı kahvede okey oynadım sırf onu görebilmek için.
her görüşümde yeniden sevdim yeniden umutlandım.
günler haftalar geçti ben makina olmaya başladım.
sonra bir gün "o" nu gördüm tekrar deniz kızını
bir ahtapot çevirmişti etrafını
kurtarmak istedim ama kurtulmak ister gibi br hali yoktu.
bakamadım konuşamadım içimdeki gürültüyü dışarıya vuramadım.
öldürdüm onu!
öldürdüm onu ve gömdüm içime.
bir yaz gecesi yaşam bulan ütopyamı hayali bir altın vuruşla yok ettim!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)